05/12/2010 isLami Chat Siteleri Sesli sohbet odalarimizdan olan islam odamızda Sesli sohbet dinleyebilirsiniz. Ayrıca sizde sohbet verebilirsiniz odamızda bulunan hocalarımızın canlı sohbetlerine katılabilir onlara islam ile ilgili soru sorabilir bilgi alabilirsiniz. islam odamız sitemizin en guzel odasidir sizde bizim aileye katılın odamız sizlerle daha guzel olsun… islam odamız hakkında yorum yapalirsiniz fikirlerinize acığız lutfen daha iyi bir ortam için bize yol gosterici olun tesekkur ederiz hos sohbetler dileriz…

Ayrıca şunlara da bakabilirsiniz...
İslami Sesli Chat Siteleri
Sesli Chat Siteleri
En Kalabalık Sohbet Sitesi
Sesli Chat Siteleri
Yorumlar
35 adet yorum yapılmış »
  1. kenaN 530 gün önce yorum yaptı.

    Sizin en hayırlınız insanlara faydalı olandır… (Hadisi şerif)

  2. Enes 530 gün önce yorum yaptı.

    Tevbeyi Unutup Uzun Emellere Kapılmayın! Başkasnı Hayra Teşvik Edip Kendinizi Unutmayın!Herkesten VEFA Beklerken Vefasız Olmayın………. ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN.

  3. yasemin 530 gün önce yorum yaptı.

    ”Susma vicdan ! sen susarsan sözümüz yalan sen susarsan insanlığım talan sen susarsan insanlığımız talan sen susarsan sonumuz hüsran sen susarsan konuşur şeytan… Rabbim vicdanımızı susturmasın.. Amin

  4. yasemin 530 gün önce yorum yaptı.

    Namaz kılan annemi görünce benim içinde dua et dedim ve annemin cevabıyla sarsıldım..seni sorarsa nerde diyeğim..

  5. kenaN 530 gün önce yorum yaptı.

    Kırılcaksa kaLßin ßenim yüzümden kırıLmasın,
    Akıcaksa gözyaşın akmasın..
    ßen neyim ki senn aLtın gißi kalßini kırıcam
    ßen neyim ki Senn çöldeki Su gißi değerli,
    ßir göz yaşını akıtıcam..
    Ben!Ben sadece senn iÇin öLümü göze aLan
    ßen Sadece iÇinde Sen oLdugun iÇin hayatı sevmeye
    ßaşlayan masum..

  6. Enes 530 gün önce yorum yaptı.

    Bir el Uzanıyor Örtüme Leş mi Leş.! O Hem Kahpe Hem Kalleş!! Bırak Bacım Onlar Hırlasın.. Seni Gören İSLAMI HATIRLASIN !!!!………_____ ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN.

  7. Enes 530 gün önce yorum yaptı.

    Uyudun Uyanamadın Olacak. Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir Namazlık Saltanatın olacak ; Taht Misali o Musalla Taşında..!_____ ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN.

  8. kenaN 530 gün önce yorum yaptı.

    Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
    “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar.
    Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın! Hiç şüphesiz, şeytanın hilesi pek zayıftır.

    Ebu Hureyre radiyallahu anh şöyle dedi:

    “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam gelerek:

    −Bana CİHADA denk olacak bir amelde delillik et dedi.

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    −‘Ben CİHADA denk olacak bir amel bulamıyorum’ dedi ve devamla:

    −‘MÜCAHİD sefere çıktığı zaman sen mescide girip o dönünceye kadar devamlı namaz kılmaya, iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?’ buyurdu.

    O kimse:

    −Buna kimin gücü yeter ki dedi.”

    Buhari 2634 Müslim 1878

  9. Enes 530 gün önce yorum yaptı.

    Dâvamız hayata uymak değil, hayatımızı Hakk’a uydurmaktır.______

    ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN.

  10. Yusuf 529 gün önce yorum yaptı.

    Ebû Hüreyye -radıyallahu anh-ın rivayet eylediğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-buyurmuşlardır ki:
    “Allah’ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Ateş azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım. ” (48)

    Sa’d bin Ebî Vakkas -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri şöyle istiâze ederlerdi:
    “Allahım! Cimrilikden sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Erzel-i ömre bırakılmaktan(49) sana sığınırım, dünyâ fitnesinden: Yani Deccal fitnesinden sana sığınırım, kabir azâbından sana sığınırım. ” (50)
    Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: Ve sizden erzel-i ömre bırakılanlar da vardır”(51) -meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduktan sonra Allah’a erzel-i ömürden de sığınmağa başladı.
    Hazret-i Aişe radıyallahu anha’dan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze ederlerdi:

    “Allahım, tenbellikten, bunaklık vâki’ olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, ateş fitnesinden, ateş azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakirliğin fitnesinden de sana sığınırım. El-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi temizlediğin gibi kalbimi de hatalardan temizle. Benimle hatalarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.’ (52)
    Buhârî’nin İbn Abbas -radıyallahu anhümadan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze etmişlerdir:

    “Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler. ” (53)

    Cabir -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

    Kur’ân’dan: “Ey Habîbim de ki Allah Teâlâ Hazretleri sizin üzerinize Nuh tûfânı ve Kavm-i Lût’a taş yağdırdığı gibi sizin de üzerinize bir azâb göndermeğe kaadirdir.” (54) meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduğu zaman:

    “Altınızdan, âl-i Fir’avn’in boğulması ve Karun’un yere geçirilmesi gibi size azâb etmeğe kadirdir” (55) meâlindeki nazm-ı celîlin kırâetinde yine: “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiy-yetine sığınırım!” buyurdu. Yahud “Fırkalar ihti-lâfıyle mukatele ve muharebe zaruretlerine ve biriniz diğerinizin kılıncıyla katlolunmasına kaadirdir’ (56) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde “İşte bu bir dereceye kadar ehvendir, yahud biraz daha kolaydır” buyurdu.”

    Başka bir hadîs-i şerîfde Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri: “Ben Allah Teâlâdan ümmetimden dört şeyin kaldırılmasını istedim. Allah Teâlâ Hazretleri ikisini kaldırdı, ikisini kaldırmadı. Ümmetimi kavm-i Lût gibi semâdan taş yağdırarak ve Karun’a yaptığı gibi yere geçirmekle helâk etmemesi için duâ ettim. Cenâb-ı Hak bu iki duâmı kabul buyurdu.Fakat fırkalar ve hızibler ihtilâfıyle aralarında mukatele ve muharebe ihtilâtının ve yekdiğerinin kılıncıyle katl ve helâk edilmeleri cihetinden de ref’ ve izâlesi için duâ ettim, kabul buyurmadı. (58) demişlerdir.
    Yani insanlar arasında ilâ yevmi’l- kıyam fırkalar ihtilâfıyle veya ecnebi düşmanların tasallutuyle aralarında muharebe ve mukatele eksik olmayacak demekdir.

    “İblîs yeryüzüne inince Allah’a şöyle dedi;
    “Ya Rabbi, beni yeryüzüne indirdin ve koğulmuş birisi yapdın. Öyle ise bana bir ev ver. Allah Teâlâ:
    - Hamam, dedi.
    - Bana bir de meclis ver, dedikde;
    - Çarşılar ve yol kavşakları, dedi.
    - Bana içecek ver, dedi.
    - Her sekir veren şey, dedi.
    - Bana müezzin ver, dedikte:
    - Çalgıcılar, dedi.
    - Bir de Kur’ân ver, dedikde:
    - Şiir, dedi.
    - Kitab ver dedikte:
    - İnsanların vücudlarına yaptırdıkları dövmelerdir, dedi.
    - Bana bir söz ver, dedikde:
    - Yalan sözler senin sözlerindir, dedi.
    - Bana bir peygamber ver dedikte;
    - Kâhinler, dedi.
    - Tuzak ver, dedikde:
    - Kadınlardır,” (59) dedi. “İblis’in köpeğin hortumu gibi bir hortumu vardır. Onu Ademoğlunun kalbine sokar ve durmadan şehvetleri, lezzetleri hatırlatır ve rabbi hakkında şüpheye düşürmek gayretiyle vesvese verir. Kul:

    Deyince şeytan kalbinden hortumunu çeker.” (60)
    “Ben bir söz biliyorum ki, onu öfkelenmiş bir kimse söylerse öfkesini giderir: Bu söz:

    “Ey Rabbim! Koğulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım!” (61) sözüdür.
    “Şöyle de: “Ey Rabbim! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve menîmin şerrinden sana sığınırım. ” (62)

    “Gecenin evvelinde ve gündüzün evvelinde şu duâ ile duâ eden kulu Allah Teâlâ İblîs’den korur:

    “Sânı yüce, bürhânı büyük, kudreti şiddetli Allah’ın adiyle. Allah ne dilerse o olur. Şeytandan Allah’a sığınırım.” (63)
    “Belânın sizi ezmesinden, şakavetin çukuruna düşmekten, kötü kazaya uğramaktan ve düşmanların şamatasından Allah’a sığının. ” (64)
    Cehennemden Allah’a sığınınız. Kabir azâbından Allah’a sığınınız. Mesîh Deccâl’in fitnesinden Allah’a sığınınız. Hayatın ve ölümün fitnesinden Allah’a sığınınız.’” (65)
    “Allah’a sığınanların sığınma vâsıtalarının ef-dalini söyleyeyim mi? Felâk ve Nâs sûreleridir.” (66)
    “Şu yaptığım tavsiyeyi işitmene hiç de bir mâni’ yokdur: Sabah ve akşama çıktığında de ki:

    “Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her hâlimi ıslâh etmeni istiyorum. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma!” (67)

    (48) Buhârî, Ezan, 149
    (49) Ömrün zayıf ve kötü kısmı ki çocuk gibi olur, bildiği şeyi bilmez olur ve kendisinde bunama ârız olur.
    (50) Buhârî, Tefsîr, Sûre: 16
    (51) Nahl Sûresi, 70
    (52) Buhârî, Deavât, 39.
    (53) Buhârî, Eymân, 13, Tevhîd, 7; Müslim, Zikr, 68.
    (54-55-56) el-En’âm, 65.
    (57) Buharî, Tefsîr-u sûre, 6.
    (58-59) Râmûzû’l-ehadis.
    (60) a.e.
    (61) Buhârî, Bed’ül-halk, II; Müslim, Birr, 109, 110; Ebû Dâvud, Salât, 109.
    (62) Neseî, İstiâze, 4.
    (63) Râmûzû’l ehâdis.
    (64) Buhârî, Kader, 13.
    (65) Râmûzû’l ehâdîs.
    (66) a.e.
    (67) el-Câmiu’s-sağîr

  11. Siyah_Inci 529 gün önce yorum yaptı.

    Eline,Beline,Diline Sahip Ol..

  12. yasemin 527 gün önce yorum yaptı.

    Kördüğüm gibi.. ?
    Hz.Aişe Peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi ya da ke…ndisini ne kadar ve nasıl sevdigini…Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konusmadan edemedi.
    “Ey Allah’ın Resulü beni seviyor musun?”
    “evet Ya Aişe tabi seviyorum!”
    Aişe dahasını da merak ediyordu acaba nasıl seviyordu?Hemen sordu:
    “beni nasıl seviyorsun?”
    Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;
    “kördüğüm gibi.”
    bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi çünkü kördügüm açılamazdı.Açılmayan bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
    Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için Hz. Aişe sık sık sorardı:
    “Ey Allah’in Resulü kördüğüm ne alemde?”
    Peygamberimiz Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:
    “ilk günkü gibi…” rabbim böyle sevgi nasip eylesin herkeze…Amin

  13. Enes 527 gün önce yorum yaptı.

    Hayat, yaşadığımız sürece sürekli olarak bir çizgi üzerine her an koyduğumuz noktalardan ibarettir. Bu noktaların bileşkesi, hayatta niçin veya nasıl yaşadığımız sorusunun cevabı olacaktır. Dolayısıyla hayat serüveninde hızla akmakta olan insan, noktaları, koyması gereken yere koymaya dikkat etmelidir.

    İnsan, aslında tek bir noktadan ibarettir. Tek nokta, insana akan bütün yolların birlikteliğidir, dolayısıyla insan tam bir sentezdir. Necip Fazıl, “Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.” diyorsa da, bu ikilik Yüce Rabbimizin rahmetiyle bir noktanın derununda tekliğe/vahdete dönüşebilmektedir.

    Evet, insan nûr ve zulmet kanallarından gelecek olanlarla yaşamakta veya imtihan olmaktadır. Ancak her an imtihan içerisinde olduğu şuurunu yaşayabilen ve böylece dünya imtihanını aşabilme lütfuna erebilen kâmil insanlar, iyiliğin ve kötülüğün insan için anlamının sırlarına vâkıf olabilirler. Berrak sular da, kirli sular da, büyük bir okyanusta kaybolup gitmiyorlar mı? Besmele, noktası olan ‘be’ harfiyle başlar. Gerek mektup kâğıdına, gerekse herhangi bir çalışma kâğıdının bir köşesine, önce bir nokta konularak yazmaya-çizmeye başlamak gibi bir geleneğimizin olduğunu hatırlamalıyız. Her şeyin başı ve özü bir noktadır. Varlığın nüktesi noktaya yüklenmiştir. Öyleyse noktayı bilmeden nükteye âşina olunabilir mi?

    Damlayı dikkate almayan denizi idrak edebilir mi?

    ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN…

  14. Enes 527 gün önce yorum yaptı.

    Ârif bir mümin İslâm’ın misk kokan gülüdür. Âriflerdeki hakikat tezahürleri, onların varoluşun aynı noktasına yoğunlaşmalarından meydana gelmektedir. Yani asıl mesele bütün noktaların aktığı, birleştiği Tek Nokta’yı idrak edebilmektir. Exupery’in, aşkın karşılıklı geçip birbirinizin gözüne bakmak değil, el ele verip ilerideki aynı noktaya bakmak ve yine el ele o noktaya doğru ilerlemek olduğunu söylemesi gibi, irfan sofralarında beslenen müminlerin kalplerindeki aşk ateşiyle ve hep birlikte aynı hakikat noktasına doğru yükselmeleri beklenmez mi?

    İlim, hikmet ve irfan sahibi insanlar, aşk ve sabırla donanarak kendi hayat çizgilerinin noktalarını belirlerken, aynı zamanda İslâm Medeniyeti’nin ihyasında yükseliş çizgisine de birer nokta koymakla mükelleftirler.

  15. vesaire 527 gün önce yorum yaptı.

    Ateşlere atılırken, İbrahim gibi “Hasbunallahu we ni’mel wekil” zikriyle, ’tan başka kimseden yardım istememenin adıdır,
    Hüseyni Sevda.

    Karanlık denizlerde Hut’un karnında, Yunus gibi sadece ’a el açmanın halidir,
    Hüseyni Sevda.

    Nefsine aldanıp ilah olduğunu savunan Firavun ve ordusunu, denize batıran Musa’nın elindeki asa’dır,
    Hüseyni Sevda.

    Peygamberlerin hatemi, kainatın efendisi, ’ın habibi

    Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın “Ümmeti! Ümmeti” derken,
    Mübarek gözlerinden dökülen gözyaşlarından bir damladır,
    Hüseyni Sevda.

    Mekke’nin kızgın kum çölünde, işkenceler altında, davasından zerre kadar taviz vermeyen Bilal’in; “Ehad, Ehad” iniltileridir,
    Hüseyni Sevda.

    Ebubekir’in peygambere olan sadakati

    Ömer’in insanlığa olan adaleti

    Osman’ın müminlere olan hilmi

    Ve Ali’nin haddi aşanlara olan şecaatidir,
    Hüseyni Sevda.

    Kerbela çölünde yalnız… Kerbela çölünde yardımsız…

    Kerbela çölünde bikes bırakılan İmam Hüseyin’in; “Heyhat mine zillet!.. İslam için öleceksem, ey kılıçlar alın canımı!” feryadıdır,
    Hüseyni Sevda.

    Selahaddin-i Eyubi’nin; “Müslümanların Haçlılar tarafından kuşatma altında tutulduğu bir esnada, Cenab-ı ‘ın beni tebessüm eder halde görmesinden utanırım.” düşüncesidir,
    Hüseyni Sevda.

    İdam edileceği sırada, “ım! Senin ve Resulünün aşkından ve emirleri müdafaa etmekten gayrı muradı olmayan kuluna rahmet nasip eyle” diyen İskilipli Atıf Hoca’nın vakarıdır,
    Hüseyni Sevda.

    “Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem ve din içindir…” diyen Şeyh Said’in onurudur,
    Hüseyni Sevda.

    “İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir” diyen ve bunu bizzat yaşayarak gösteren Bediuzzaman Said Nursi’nin nurudur,
    Hüseyni Sevda.

    adına bir başına, tek başına yola koyulmanın…

    Mü’minleri bir araya toplayıp cemaatleşmeyi başarmanın…

    İmkansızlıklar içerisinde, zulme ve zalimlere başkaldırmanın…

    Korkmadan, onuruyla düşmanların üstüne gitmenin…

    Tevazuyu tercih edip, kendini ön plana çıkarmamanın…

    Dünya hayatına önem vermeyip, kendini kardeşlerine feda etmenin…

    İzzet ve şeref ile şehadete kucak açıp,

    Beykoz’da Hüseynvari destan yazmanın örneğidir,
    Hüseyni Sevda.

  16. vesaire 527 gün önce yorum yaptı.

    Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim. Öyle çok özledim ki sonsuz genişliğini secdelerin.
    Ruhum zahir parmaklıklar ardında tutuklu kaldı. Öyle çok yoksuluyum ki tekbirin gölgesinde içtiğim serinliğin.
    Bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolaştım, kayboldum. Öyle çok hasretim ki rukunun kavsinde belimi kıran ayrılıkları yere yıkmaya.
    Ellerine cimrilik kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım ben. Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde bencilliğimin küllerini göğe savurmayı.
    Ayaklarını dar zamanların prangalarına kaptırmış mazlumum ben. Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız Sana kul olmaya. Cümle dilenciliklerden kurtulmaya… Göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri rahmetinin yuvasında uçurmaya. Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya. İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya. Mülteci ellerimin ayasında ölmüş kelebekleri kutsi nefhanın sunmaya.

    Ben gururun mahkûmu
    Ben gerçeğin kaçkını
    Ben günahın tutsağı
    Ben, isyan çöllerinin çorağına sürgün yetimim.
    Sevindir beni, sevindir, sev…
    Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit.
    Korkularımı rahmetinin kucağında teskin et.

    Ben, sahte uzaklıkların sürgünü
    Ben, gayr_i sahih coğrafyaların gurbetçisiyim.
    Ben, içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm.
    Öyle hasretim ki seccademin alnımdan öpüşlerine.

    İşte huzuruna geldim.
    Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim.
    Yüzünden menekşe toplayacağım neş’elerin ovasında koşmak istedim.

    Ben, sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim
    Ben, unutuş uçurumları dibine unutulmuş cesedim
    Ben, benlik ve bencillik yabancılıklarında evine yol bulamayan bir itilmişim.
    Öyle çok özledim ki En Sevgili’nin en çok sevdiği yerde durmayı.
    Öyle çok hasretim ki En Sevgili’nin en çok sevildiği halde olmayı.
    Huzuruna vardım.
    Geçtim kendimden.
    Kendimi geçtim
    Deldim benlik dağını.
    Şirin’in oldum.
    Yoruldu Ferhat.
    İbrahim’in oldum.
    Yandı her yanım.
    Gül oldum.
    Çöle verdim Leyla’yı.
    Aklı mecnuna verdim.
    Mecnun oldum.
    Yakınlığına geldim.
    Kerem’ini gördüm.
    Vazgeçtim Aslı’dan.
    Geçtim gölgeden.
    Aslına geldim.
    Yandım.
    Kul oldum.
    Yandım.
    Kül oldum.
    Yandım.
    Gül oldum.

    Durdum namaza.
    Miracına geldim.
    Niyaza durdum.
    Nazla beni.
    Nazarında tut.
    Bakışınla sar beni.
    El üstünde tut beni.
    Bırakma ellerimi….

  17. vesaire 527 gün önce yorum yaptı.

    Kaybettiklerimi buldum derken bulduklarımı kaybettiğimi anladığımda… Vuslatın aslının hasret olduğunun farkına vardığımda ve yandığımı sanarken yavaş yavaş söndüğümü anladığımda… Yitirdiğim benliğimi yitirdiğim yerde yeniden bulduğumda… Düşerken upuzun yollara ruhum karanlıklar ortasında… Aşkın pazarında can satıp can alamadığımda anladım Yusuf Kuyuda… Yitmiş Yusuf’um kör bir kuyuda… Yakmış kuyuyu ruhunun nurunda…

    Kaybettiğimde seni kuytularımda… İnme kuyulara Yusuf’um yiterim ardında… Kenan’a eremez yüreğim… Yüreğim canın(m)ın kuytularında… Uykumu bölen suretinin koynunda, yitir beni nurunda… Kuyunun nurunda kaybet canımı, erit ruhumu ruhunda…

    Kuyuda can sırrı var Yusuf’um… Benimse can vermeye hevesim… Ruhumda izin var… Aşk pazarında cismim… Yitir beni sende gizli sesim… Sende yitmeye, uçup gitmeye, beyaz kanadına al çalmaya hevesli bir kuş misali canım… Canımı, Canın(m)a düşür… Kanadıma al, canına canımı çal Yusuf’um…

    Bırak kuyuya ben ineyim… Kenan’da ben yiteyim ve ben bileyim yitmenin acısını… Yitir beni, canımı canına lâyık kıl Yusuf’um… Yitir ki Canım canın(m)a lâyık olsun… Ve bu pazarda benimde bir alıcım olsun…

    Akıl gönlün sırrını bilir mi hiç Yusuf’um al bana o da gerekmez… Divane olmadıkça o Can’a erilmez… Yitir aklımı da… Yitir Aşk’dan gayrı ne varsa ruhumda…

    Can sırrı kuyularda gizli Yusuf’um… Kuyuda yitmeden can olunmaz, can alınıp can satılmaz Yusuf’um… Yitmeye lâyık kıl ruhumu… Yitir ki Can olayım yitir ki can bulayım… Yitir ki ermeye canın(m)a lâyık olayım…

    Ve aldırma… Diyorlar ya “Âşıklar ölmez Yusuf’um…”

    Âşıklar ölmez…

  18. vesaire 527 gün önce yorum yaptı.

    Avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
    Kudretle alnıma bir uzun intizar düşer

    Hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
    Yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer

    Ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
    Nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer

    Pay etmiş adaletle güya canan zamanı
    Bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer

    Vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
    Bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer

    Kelime yarla başlar, hece müdamdır yarla
    Ve cümlenin sonuna nokta gibi, yar düşer

    Bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
    Sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer

    Ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
    Sinem kabristanında sana da mezar düşer

    Çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır
    Derdime sema ağlar, tek tek yıldızlar düşer

    Çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
    Kalbimin en sıcak noktasına kar düşer

    Sual ederler benden “seviyor musun hâlâ”
    Dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer.

  19. dilan 527 gün önce yorum yaptı.

    İnsanların gelip geçtiği yollarda (caddelerde) oturmaktan sakının.Mutlaka oturacaksanız o zaman yolun hakkını verin.Yolun hakkı ise şunlardır: Harama bakmamak, Yoldan gelip geçen insanlara sıkıntı ve eziyet vermemek, ta’cizde bulunmamak, Verilen selamları almak, İyiliği teşvik etmek, Kötülükten de sakındırmak.
    Hadis

  20. yasemin 525 gün önce yorum yaptı.

    EVDE; NE ERKEĞİN DEDİĞİ,NEDE KADININ DEDİĞİ OLSUN ; SADECE ALLAH’IN DEDİĞİ OLSUN HERKES MUTLU OLSUN. . . !

  21. aleyna 525 gün önce yorum yaptı.

    Değişmez ve değiştirilemez kültürel İslam’ı anlayışa sahip olan kimi insanlar, değişen şartlara ayak uydurmak için çoğu zaman inandığı dinden harcamalar yapmak suretiyle ayak uydurmaya çalışırlar. Böylesi bir durum kitaba uymak yerine kitabına uydurulmaya çalışıldığından dolayı çelişkilerle doludur. İslam’ı anlatmak ve İslam’dan anladığını yaşamak isteyen gençlerin önlerinde her zaman var olan böylesi leşler kalkmadığı sürece gençlerin önlerinin açılması mümkün değildir.

  22. RUKEN 525 gün önce yorum yaptı.

    Bilmeyene yazıklar olsun bilipde yapmayana

  23. aleyna 525 gün önce yorum yaptı.

    “Allah’a çağıran, Salih amelde bulunan ve: “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fusilet:33).”

    Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.

  24. LoDoSS 525 gün önce yorum yaptı.

    Kim Allah Teala hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah’a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) atar.

  25. LoDoSS 525 gün önce yorum yaptı.

    Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir.

  26. yasemin 524 gün önce yorum yaptı.

    Karşılıklı saygı: Karı kocanın birbirine saygı göstermesi ailenin ruh sağlığı, sevginin artması ve aile temelinin sağlamlaşması açısından büyük öneme sahiptir. Bu saygı, karı kocanın birbirinin kişiliğine değer vermesini; birbirinin görüşlerine, düşüncelerine ve zevklerine saygı duymasını kapsar ve hayatlarının tüm alanlarını güzel etkisi altına alır.

  27. yasemin 524 gün önce yorum yaptı.

    Karşılıklı sevgi: İnsanların birçok duygusal ihtiyacı vardır ki en önemlilerinden biri de, sevgiye olan ihtiyaçtır. Karı ve koca, birbirinin sevgisine ve ilgisine mazhar olmayı severler. Sevgisiz yaşamın cazibesi yoktur; insanların çoğu ondan kaçar. Allah’ın Elçisi (s.a.a.) buyuruyor ki: “Erkeğin, karısına ‘Seni seviyorum’ demesi, hiçbir zaman onun kalbinden çıkmaz.”

  28. vesaire 523 gün önce yorum yaptı.

    Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor “Damardan kan almak gerek’” diyerek Mecnun’ un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;
    “-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan. ”
    Doktor Mecnun’a
    “-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?”
    diye sorar.
    Mecnun’un cevabı şu olur;
    “-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum,
    varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu
    yararken Leyla’yı incitirsin, işte ben bundan
    korkuyorum.”

  29. Enes 523 gün önce yorum yaptı.

    Tevbe Kapısından Geçmeden
    Mehmet ILDIRAR • 143. Sayı / DİĞER YAZILAR

    Tasavvufi hayatın en kıymetli nimeti müminlerin günahlarından tevbe etmesidir. Tevbe, ibadetlerin en efdali, mükemmellik kapısının nurlu anahtarı, ilâhi rızaya ulaşmanın en parlak ve latif yoludur.

    İslâm’da insanın ilâhi rızaya ulaşması, huzura kavuşması, kemale ermesi esastır. Kemalâtı kazanmak, Allah Tealâ’nın yüceliğini hakkıyla bilmektir. Allah Tealâ’nın yüceliğini bildikten sonra tam bir kul olarak emirlerine itaat etme yolunun ilk kapısı tevbedir.

    Kul olarak günah işlememek, bilhassa bu asırda günahkâr olmamak çok zordur. Fakat Allah Tealâ hazretleri, müminlere en nurlu kapı olan tevbe kapısını açmıştır. Tevbe kapısından geçip tevbesinde samimi olmadan bu yolda bir sonraki makama ulaşmak mümkün değildir. Bu ümmetin ilk uğrağı, dini hakkında bilgi sahibi olup, itikadını Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e göre düzeltip, aynı şekilde ibadet etmeye başladıktan sonra tevbe etmek olmalıdır.

    İnsanın bilgisi arttıkça kendi kusurunu da o kadar çok fark etmeye başlar. Kusurlu olduğunun idrakiyle Allah’a olan ihtiyacını anlar. Allah’a ihtiyaç duymayan hiçbir kul yoktur. Hele günahlardan, isyandan dönüp taate kavuşabilmenin en önemli kapısı tevbe kapısıdır ki, bu da Hakk’a rücu etmek, yani Allah dönmek demektir.

    Tevbede sebat etmek, yapılan tevbeyi bozmamak esastır. Her mümin işlemiş olduğu günah dolayısıyla mahcup ve pişman olur. Bu pişmanlık tevbedir. Ancak bugün pişman olan müminin üç beş gün sonra tevbesini bozmaması gerekir.

    Tevbe etmek kolay olmasına rağmen aslında tevbede durmak zordur. Fakat nefsin terbiyesiyle elde edilecek bir olgunluk ve muhabbet hali kişinin tevbesinde durmasını sağlar.

    Allah’a itaatin en önemli hususu olan tevbede durmak için nefsi kötülüklerden arındırıp güzelleştirmek, Allah’a yakınlaştırmak gerekir. Temizlik ve yakınlıkla tam olan mümin artık istikamet üzere olur ve Allah Tealâ’nın sevgisini kazanır. Duaları Allah katında makbul, kendisi kâmil, beşeriyete çok faydalı, çok merhametli, şefkatli bir insan olur. Şu halde bu yolculuk, dini bilmekle başlar, tevbe ile sabitleşir. Temizlik ve Allah’a yakınlıkla mükemmellik kazanır.

    Günahların mahiyetini saymak mümkün değildir. Allah’ın hükmüne ve hukukuna riayet edilmeyen en ufak bir mesele bile insanın mükemmelleşmesine engel olur. Evliyayı, Allah dostlarını tanımak, onların elinden tutmak bu yüzden çok önemlidir. Allah dostunu kendine yol gösterici kabul eden kimseler, onların çok manevi yardımını görür, onlardan ayrılmadıkları sürece zorluk anlarında işleri daha kolay olur.

    Bir müminin Allah yolunda izleyeceği yolda ilk işi velayet makamıyla karşılaşmak olacaktır. Bu makamda olan kâmil insanın terbiyesine kendini teslim ettikten sonra risaletin, Allah Rasulü’nün hakikatini anlamaya doğru yol alabilecektir. Tasavvufta “fenâ fi’r-rasul” denilen makam, risaletin hakikatinin, Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in güzel ahlâkının idrak edildiği, kazanıldığı bir makam olur.

    Tevbeyle başlayan bu yolculuk, kâmil mürşitler ve Peygamber Aleyhisselam’ın vasıtasıyla, onların bereket ve teveccühleriyle Allah’ın rızasına ulaşmakla tamamlanır. Bir insan için de Allah’ın kendisinden razı olmasından daha büyük bir nimet yoktur.

    ÃLLÃH’iN s£Lãmi ߣR£K£Ti üZ£RiNiZ£ oLsuN.

  30. aleyna 523 gün önce yorum yaptı.

    YEŞİL ELBİSE

    Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu.
    -”Gel seni camiye götureyim” dedim. “Bugün cuma biliyorsun.”
    -”Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun.”dedi.
    -”Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum.”
    -”Ne bileyim,olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cıkar diye endişe ediyorum.”dedi.
    Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
    -”Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi?
    -”Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.”dedi.
    Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
    -”Peki” dedim. “Hayatında hiç camiye gitmedin mi?”
    -”Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerimin aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.”
    Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmisti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra; kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde . Yavasca yanına yaklaştım ve Kısık bir sesle:
    “Hani camiye gelmiyecektin ?” dedim
    Hiç sesini çıkartmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu..

  31. kenaN 483 gün önce yorum yaptı.

    Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat
    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
    Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler şahinin hayalleri
    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
    Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü
    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva’da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü
    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin.
    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım.

  32. ENERGY 482 gün önce yorum yaptı.

    kenan o yazdıklarını ıcden gelerekmı yazdın normalde senın kımse bı hayrınhn yokdurda

  33. kenaN 482 gün önce yorum yaptı.

    Herkese hayrım varda gormek istemiyorsunuz siz

  34. İmAJ 435 gün önce yorum yaptı.

    islami sesli chat siteleri gereklı bukdar site ıcınde ve konumu ıtıbarıyle olması gereken bır sitedir vede odadır.

    Ama sımdı size bi olay anlatıyım bir siteye girmişdim sitenin islam odasında görevli olan kişi kendini imam olarak tanıttı(külleyen yalandır)ve odaya giren tüm bayanlara sapka takdı ordan bı bayan cıkdı dediki neden bayanlara sapka verıyosun görevli sözdeki imam efendide dediki bacım burası islam odası burda bayanların bası acık olamaz:D:D:D sımdı bu olay gercekdir ama bır okadarda komık bısıdır:D ve yıne aynı kısı sapıkca sitede yakalandı:D:D yani bızım ınsanımız herseyi bazen su istimal etmekde üstüne yokdur:D:D:D gaza gelmiyelım:D

  35. RaMBo 364 gün önce yorum yaptı.

    Müslüman olduğum için Allah’ıma çok şükürler olsun… Herşey için Her daim elhamelhamdülillah…

Yorum bırakın